Bir Anadolu Hikayesi

Sabah güneş doğmadan kalktı, sırtına hırkasını aldı. Kapı aralığından çocuklara baktı, ikisi de uyuyordu. Koridoru geçip arka balkona doğru yürüdü. Gece çok soğuk olmuştu, belliydi. Balkondan dün akşamdan hazırladığı talaş dolu kovayı aldı ve çocukların yattığı odaya geldi. Küçükken annesinin sabah sobayı yakarken çıkardığı gürültüyü dinlediğini ve sıcak bir odaya uyanacağı için uyku ile uyanıklık arasında duyduğu mutluluğu hatırladı. Acaba çocukları da kapalı gözlerinin arkasında şu an onun çıkardığı gürültüyü dinliyorlar mıydı?

Bu sene kömür alamamışlardı ya sanki ona inat kış da daha bir çetin geçmişti. Kömür olsa geceden yanan sobanın sıcaklığı sabah da odanın ılık olmasına yeterdi ama talaştı bu işte, bir solukta yanıp tükeniyordu. Çocukları okula yolcu etmek için illa ki sobayı yeniden yakması gerekti.

Oğlunun yattığı divanın hemen başucunda yeni alınmış lacivert eşofmanları duruyordu. Beden eğitimi dersi için istemişlerdi okuldan. Tam da ay ortasıydı ama okul deyince kocası için akan sular duruyordu. Ay sonu zor gelecek olsa da eşofmanlar hemen alındı. Tabi bunu gel de küçük kızına anlat, tüm akşam o da yeni bir takım eşofman isteyip durdu. Gözleri şişmişti ağlamaktan ama gel gör ki bir takım daha almak bu ay için imkansızdı. Zaten aldıkları iki çekyatın taksitlerini zar zor ödüyorlardı. Ev sahibindeyse sanki hiç insaf kalmamıştı. Bu yıl da zam zam diye dayanmıştı kapılarına. Kocası da bu ay çok bunalmıştı, belliydi. Akşamları hep hesap yapıyordu da bir türlü denkleşmiyordu işte. Gelinlik bileziklerini ve genç kızlığında öğrendiği sanat ile dokuduğu o hereke halıyı satalı çok olmuştu. Geriye birşey kalmıştı, bunu ikisi de biliyor ama o hiç düşünmek istemiyor, kocası ise söyleyemiyordu. Çocukları uyandırdı, ellerini yüzlerini yıkayıp kahvaltı sofrasına oturacaklarken minik kızın uykulu gözleri abisinin yatağının baş ucundaki eşofmanlara takıldı. Yine dudağını büzdü, sofranın başında gözünde yaşlarla “Bana ne işte ben de eşofman istiyorum” diye ağlamaya başladı. Kadın kocasına baktı, kocası sofraya baktı. Kız ağladı. Abisi sustu.

Ertesi sabah yine kalktı genç kadın. Bu sefer diline küçükken radyoda Mustafa Sağyaşar’dan dinlediği bir şarkı takılmıştı. Sobayı yaktı, kahvaltı sofrasını kurarken çocuklara seslendi. Minik kız gözlerini ovuşturarak kalkarken birden bir çığlık attı. Yatağının başında toz pembe renkte yepyeni bir takım eşofman duruyordu. Sevinçten çıldırmıştı, ne yapacağını bilemeden eşofmanı abisine gösteriyor, babasını öpücüğe boğuyordu. Ne minik kız ne de abisi çay dolduran annelerinin yüzük parmağının boş olduğunu ve babalarının o tarafa bakamadığını farketmedi.

 

Category(s): Güncel

7 Responses to Bir Anadolu Hikayesi

    Mustafa KILINÇ says:

    Ancak bu kadar sıcak bir şekilde anlatılabilir. Yüreğine ve kalemine sağlık. Sizleri nasıl ve hangi şartlarda büyütüp. okuttuğumuzdan bir enstantane yazmışsın. Geçmişi unutmamak çok güzel. Geleceğini ona göre kurarasın. Allah yolunu ve bahtını açık etsin.

21 Responses in other blogs

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

 

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>