Kapıdağ – 2014

Bundan üç yıl önce, inanılmaz güzellikteki doğası karşısında ağzımız açık kalmasına rağmen yokuşlarında ter atarken bisiklete de spora da tövbe ettiğimiz bu yarımadaya bir daha bisikletle geleceğime ihtimal vermiyordum ama sanırım o kadar da zor ikna edilen biri değilim : ) Ufuk’un çoktan kafasında kurduğu plana beni dahil etmesi çok zamanını almadı. İlk önce şaka yapıyor sandım, sonra ben size mani olmayayım abi dedim, ama sonra bir de baktım ki ido bileti, çadır, uyku tulumu gibi şeyleri planlıyoruz.

Sabahın ışıkları daha Üsküdar’a vurmadan vapur iskelesindeydik. İskelenin sabah açılışına ve ilk vapur seferine daha önce şahit olmamıştım sanırım. Vapurda demlenen sabahın ilk çayı ile boğazın alışık olmadığım sakinliği ve durgunluğu içinde Eminönü’ne doğru yol aldık. Eminönü’nde sabahı fotoğraflayan amatör sanatçı karelerinin ve sabah manzarasının arasına bizi de ekledi.

Feribotta geceden eksik kalan uykumuza biraz takviye yapıp Bandırma ile yarımada arasını da geçiştirmek istercesine hızla geçtikten sonra nihayet özlenen üç tarafı denizlerle çevrili kara parçasına ulaşmıştık.

Kapıdağ’dan dönüşte aklımızda en çok yer eden şey olan yokuşlar henüz başlamamıştı. Yine aramızda aynı sohbet geçti: “Adanın etrafı hep böyle olsa bir günde tur tamamlanır”. Ama biliyorduk ki adanın her tarafı dik yokuş ve inişlerle doluydu. Aşağıyapıcı Dalyanı geçtikten sonra Karşıyaka köyünde bir şeyler atıştırdıktan sonra günün ilk ciddi tırmanışına başlamıştık. Bir taraftan sindirime, bir taraftan pedallara enerji yetiştirmeye çalışan bedenimiz Kapıdağ gerçeği ile yüzleşmeye başlamıştı.

Tepelerin üstünden ve bahçelerin arasından uzayıp giden yolları tozutarak Çakılköy’e doğru ilerledik.

Ufuk’un buraya üçüncü gelişi, benim ise ikinci ama hala Kapıdağ’ın yaptığı numarayı yiyorduk. Bu alaycı yollar bir yokuşun ucunda kıvrılırken döndükten sonra iniş olduğuna her seferinde bizi inandırmayı başarıyordu. Herhalde tırmanırken yolun sonuna odaklanan beynimiz yokuşun orada bittiğini kabul ediyordu ve kıvrıma ulaşıp yolu dönünce bizi bir hayal kırıklığına daha sürüklüyordu.

Gittiğimiz çoğu yerde gördüğümüz en güzel koy ya da manzarayı aklımızda tutabilirken, burada bunu yapamıyorduk. Birbirine benzeyen bir çok güzel manzara ve koy vardı. Bunlar her tırmanılan yokuş sonunda bir hediye olarak önümüzde uzanıyorlardı.

İnerken karşıda gördüğümüz yolları…

… çıktıktan sonra geride bırakıyorduk.

Turun en ciddi yokuşunu bitirdiğimizde başlayan yokuş ise bizi gün batımı ile birlikte Ballıpınar’a ulaştırdı. Yol boyunca bize gerek maddi (çikolata, meyve, çay) gerekse manevi (“Nasıl çıkıyorsunuz buraları, helal olsun, yürüyün be”Smilie: ;) desteklerini eksik etmeyen Ümit abi, Ahmet abi ve Ufuk’un kampçılık müptelası arkadaşları ile Ballıpınar sahilinde buluştuk. Ufuk haricinde herkesin bir işle meşgul olduğu akşamın sonunda nefis bir mangal sofrası ve semaver çayının ve hepsinden ziyade tatlı sohbetin ardından Ümit ve Ahmet abiyi evlerine ve ailelerine yolcu ettik. Kamp ekibi ile bir gecelik yerleşkemizde dalgaların sesi ile uykuya daldık.

Ertesi gün dönüş için geldiğimiz yoldan biraz farklı bir rota kullandık.

İstanbul’a dönüşte Eminönü vapurunu ve marmarayı kaçırdığımızdan, Beşiktaş iskelesindeki son vapuru yakalamak için turun son anlarını yüksek efor ile geçirsek de kendimizi gecenin geç saatlerinde Üsküdar’a atabilmiştik.

Tüm zorluklarına rağmen belki de en çok keyif aldığımız parkurdu Kapıdağ. Bir dahaki sefere olur mu bilmiyorum ama olursa bu tura katılamayan arkadaşlarla beraber olur inşallah diyorum.

Category(s): Bisiklet Günlüğü

One Response to Kapıdağ – 2014

  1. kardeşim bir sonrakinde size eşlik edebilmek dileğiyle, ellerine yüreğine sağlık yazı çok güzel olmuş.Balıkesir’den selamlar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

 

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>