Armutlu – 2015

Bazen etraftan arkadaşlar bir sonraki tura ne zaman gitmeyi düşünüyorsunuz diye soruyorlar. Bilmiyorlar ki bizim için plan birisinin haftasonu bisiklet mi yapsak demesinden ibaret. Yine bir akşam Üsküdar’da bu aralar Allah’ın bolca verdiği vaktimizi kaygısızca öldürürken Ufuk’un aklına yine bir gezme fikri düştü. Ufuk eğer “Acaba şöyle mi yapsak” diyorsa bilin ki onu kesin yapacaktır. İtiraz etmezseniz siz de bu sözde seçimli karara ortak olabilirsiniz. Ufuk’un çoktan kafasına koyduğu fikre Kapıdağ’dan beri bir turu gözleyen ben de katılmıştım. Ertesi sabah bir iki gezi yoldaşı aranıp olumsuz cevap alındıktan sonra iki kişilik Yenikapı-Armutlu deniz otobüsü biletleri alındı. Ufuk’un önceki akşamdan hissettiği heyecanı ben biletleri alıp haritaya bakarken duymaya başlamıştım, evet cidden de gideceğimiz yerler en azından uydudan çok güzel görünüyordu. Aslında heyecanın asıl sebebi daha önce gitmediğimiz yerlere gidecek, bilmediğimiz yerlerde kalacak ve yola yine yolda karar verecek olmamızdı.

Mayıs 1 sabahı uyanıp, hala uyuyan bisikletlerimizi Üsküdar sahile kadar serbest bırakıp iskeleye vardığımızda meydanı tatil sabahlarında bile alışık olmadığı bir tenhalık içinde bulduk. Sahildeki taksiciler Beşiktaş, Eminönü diye bağırıyorlardı. Vapur iskelesinin kapılarının kapalı olduğunu farketmemiz de çok sürmedi. Karşıya geçişler kapalıydı. Bir süre bir umutsuzluk, şaşkınlık ve çaresizlik içinde sağa sola bakındıktan sonra Marmaray’ın çalıştığı ve sadece Sirkeci istasyonunda durmadığını öğrendik ve soluğu turnikelerde aldık. Güvenliğin bisikletler için izin verilen saatin daha gelmediğini söylemesi üzerine rica minnet ederek amirlerden izin alarak ve bizim bisikletlere de birer tam bilet basarak Yenikapı’ya geldik. Hafif bir kahvaltı ve dertli bir iskele çalışanı ile kısa bir sohbetten sonra bisikletlerimizi bavul dolu deniz otobüsünün arka kısmına güç bela atabildik.

Armutlu kaplıcalarının sakinleri gemiyi tamamen doldurmuştu ve kaplıca evlerinde boşalan gemiden biz de indik. Site çıkışında güvenliğin sitede oturmayanların gemiden sitede inmesinin yasak olduğunu söylemesine pek bir anlam veremeden yola düştük ve kısa bir süre sonra Armutlu’ya varmıştık. Hava çok da güzel olmamasına rağmen Ufuk “Tam bisiklet havası” motivasyonu ile yola devam ediyordu. Onun çantalarının, çadır ve matının yanına benim uyku tulumunu da ekleyince bana sadece sırt çantamı ve çıplak bisikletimi götürmek kalmıştı. Uyku tulumunun içine bir de eşofman sıkıştırdığımı sonradan söyledim ona tabi.

Armutlu’dan Çınarcık tarafına mı yoksa Gemlik tarafına mı gideceğimiz sorusunun cevabına Gemlik tarafı olarak karar verdikten sonra, daha sonradan çok memnun olacağımızı bilmeden sahil yolunu seçtik.

Yol boyunca aşağıda kalan koylara birer birer bakıp akşam konaklamak için en uygun yeri kollayarak ilerliyorduk.

Bir tarafımız dağ bir tarafımız deniz Fıstıklı köyünü geçmiş ilerliyorduk.

Sonunda kalacağımız yeri bulmuştuk galiba. Sadece fazladan ziyaretçilerin terketmesi, günün batması, el eteğin çekilmesi ve mekanın tamamen bize kalması gerekiyordu.

Kapaklı’yı geçip Narlı’ya doğru ilerlerken manzara ikide bir bizi bisikletlerimizden indirip kendini izletiyor, fotoğraf çekmeye zorluyordu.

Bizim aklımıza uyup İstanbul’dan araba kiralayıp yola çıkan iki arkadaşımız, Hüseyin ve Fatih, gelince ve hava da ufaktan akşama çalınca yol boyunca baktığımız koylar arasından seçtiğimiz konaklama yerine vardık. Mekanımızın misafirleri gitmişti çoktan gitmesine ama üç laz kafadar arkadaş arabalarını çekmiş, semaverlerini yakmışlardı bile. Bize daha çadırlarımızı kurmadan ve kendileri dahi içmeden çay ikram ettiler. Biraz hoşbeşten sonra biz de kendi köşemize çekildik ve akşam yemeği hazırlıkları başladı. Hüseyin ve Fatih itiraf etmeliyim bizden daha tedarikli kampçılar, kısa süre içinde mangal yakıldı, nevaleler ortaya döküldü, semaver çayı demlendi ve ay ışığında, hoş sohbet eşliğinde yemekler yendi, çaylar içildi. Çok yorulmadığımız günün akşamında ertesi gün için enerji toplamak için çadırlarımızın yolunu tuttuk. Yol, yolda belli oluyordu ve biz ertesi güne henüz karar vermemiştik.

Haşlanmış yumurta, zeytin, peynir, domates, salatalık ve biberden oluşan ve kamp şartlarına göre lüks sayılabilecek kahvaltının verdiği enerji ve iyimserlikle dün buraya gelirken dağ eteklerinde gördüğümüz ve iyi ki oralara çıkmıyoruz dediğimiz (en azından benim dediğim) yollara niyetlendik. İlk hedefimiz haritada gördüğümüz Hayriye köyüydü.

Yine bir sağa bir sola kıvrılan ama o beklenen zirveye hiç ulaşmayan yollar başlamıştı. Kahvaltının verdiği enerji ve manzaranın güzelliği ile oyalanarak yokuşları tırmanmaya başladık.

Normalde ben yokuş çıkarken asla yorulmam, susamam, ara vermem ama işte gelin görün ki benim ihtiyar bisiklet illa ki arada bir molaya ihtiyaç duyuyor. Ben de mecburen duruyorum işte.

Hayriye köyüne durup Fatih ve Hüseyin’in bizden önce varıp hazır ettiği semaver çayını içtikten sonra köy kahvesinde sohbet ettiğimiz abiler bize delmece yaylasını tavsiye ettiler. Benim ilk sorum hemen yolun çok yokuş olup olmadığı oldu. Buraları avcunun içi gibi bildiği her halinden belli olan bir amca öyle çok fazla yokuş olmadığını, sadece belki o da bir kilometre kadar tatlı bir eğim olduğunu söyledi. Yola çıktığımızda bu tatlı eğimin muhtemelen o amcanın 4×4, 2000 motor arabası için olduğunu anlamıştık, en azından bu yokuşların bir bisiklet için o kadar da tatlı olmadığından emin olabilirsiniz. Ama yeşilin her tonunu gördüğümüz orman manzaraları yine de yolu çekilir kılıyordu.

Yolda arkamdan gelen motosikletli bir abi muhtemelen benim yokuşu tırmanırken çektiğim acıyı anlamış olmalı ki beni bir süre çekmeyi teklif etti. Bir kaç denemeden sonra dengeyi sağlayamayıp başarısız olmamıza rağmen yine de bu yardım teklifi için bu isimsiz yardımsevere bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

Ve sonunda Delmece yaylasına gelmiştik. Ben 730 metreye tırmanmış olmamıza rağmen yıkılmamış ayaktaydım. Hani bir 700 metre daha olsa bana mısın demezdim.

Delmece yaylasında yediğimiz birer gözleme sabahtan beri harcadığımız enerji karşısında ihmal edilebilir bir yemek olmakla birlikte yine de bizi bir nebze olsun rahatlatmıştı. Akşam Fatih ve Hüseyin’in kiraladığı araba nimetinden faydalanarak asıl yemek için Gemlik’e, Köfteci Yusuf’a gitmeyi kararlaştırmıştık.

Dönüş yolunda Fatih’in biraz bisikleti almak istemesine razı olmuştum ve kısa bir süreliğine yerleri değişmiştik. Yaklaşık 5-10 dakika sonra inişte Hüseyin ile birlikte yokuş aşağı sallanan bisikletlileri beklerken Fatih’i kan revan içinde bize yaklaşırken gördük. Arkadaşımız düşmüş ve sağ kolunu kötü bir şekilde yaralamıştı.  Benim Ufuk’a yolda “Dikkat et de akşam Köfteci Yusuf’a gidelim derken Gemlik Devlet Hastanesine gitmeyelim” sözünü bu kazadan önce mi yoksa sonra mı söylediğim sorusu cevap bulamadı ama biz Gemlik’te yemekten önce devlet hastanesinin acil servisine gidecektik.

İniş yolunda manzaranın keyfi daha da güzel çıkıyordu.

Yayladan sahile kadar yolun geri kalanını Fatih’in geçirdiği kazanın da etkisiyle biraz daha dikkatli inerek sahile ulaşmak üzereydik ki bugünün son sürprizi, Ufuk’la turların vazgeçilmezi olan bir teker patlağı ile karşılaştık.

Malzemelerimizi bagajında taşıyan Fatih ve Hüseyin’i acil yol yardımı olarak çağırıp tekerimizi tamir ettikten sonra yolun kalan kısmını da alıp kamp yerimize varmıştık.

Akşam için açlığımız hat safhaya ulaşmak üzereyken Ufuk’un buraları avcumun için gibi biliyorum tavrı ile kendimiz onun yol tarfine bırakmamız az kalsın kendimizi Orhangazi’de bulmamıza neden oluyordu. Neyse ki telefonlarımızın haritaları yardımımıza yetişti de açlıktan bayılmadan Yusuf’un köfteleri ile buluştuk. Hüseyin benim açlığın zirvesindeki halim ile köftelere saldırmamdan ve bir kilo köftenin üstüne bir 300 gram daha söylememden biraz korktu sanırım ama Hüseyin, inan normal zamanda böyle yemek yemiyorum, inşallah normal şartlar altında bir yemek daha yeriz de gözündeki imajımı biraz düzeltme şansım olur.

 

Category(s): Bisiklet Günlüğü

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

*

 

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>